Yeme Psikolojisinin Temelleri

Yeme Bozuklukları, günümüzde, insanların güzellik, zayıflık, gençlikle aşırı uğraş içerisinde olmalarına bağlansa da, eski zamanlardan bu yana tanımlanmış olan beslenme ile ilişkili sorunlardan birisidir. Yeme alışkanlıkları aynı zamanda kişinin duygusal gereksinimleri ve ruhsal durumunun da aynasıdır.

Beslenme, çoğunlukla sevgi ile ilişkilendirilir. Çünkü, sevgi ve ilginin en erken sembollerinden biri olarak görülür. ‘’Seni Yerim’’, ‘’Sevgiye Aç’’ gibi sözlerle de eski zamanlardan günümüze uzanan yakın ilişki ifade edilmektedir.

Ağız ve sevgi arasındaki ilişkinin temeli ise erken çocukluk ve bebeklik döneminde atılır. Yaşamın ilk yıllarında emmek en önemli yaşamsal işlevlerden biridir. Doğal olarak sahip olduğumuz ve doyurulması gereken beslenme güdüsü, çocuk ve anne arasındaki ilişkinin şekline göre yeme davranışı olarak biçimlenir. Açlığının giderilmesi, bebeğe kendisini iyi ve güvende olduğu hissini verirken, fiziksel ve ruhsal olarak da sağlıklı olmasını sağlar. Bununla birlikte, emzirilen bebek, annenin bedeni ile temas ederek, sevildiğini hisseder. Böylece, doygunluk, güven ve sevilme, bebeğin temel yaşantısı haline gelir.

Bebeklik dönemindeki bu ilk izlenimlerin etkisi, bebeğin ilerideki duygusal ve psikolojik yaşantısında da gözlenir. Örnek verecek olursak; güvenlik, onaylanma ya da sevgi arayan kişi, tıpkı bebeklik döneminde olduğu gibi, bunları yemek gereksinimi olarak algılayabilir. Güven duymak veya onaylanmak istediğinde, bunu yeme davranışı olarak gösterebilir. Bu davranış sonucunda da bebeklik dönemindeki gibi yemek arama ihtiyacı duyar. Bu duygunun ayırt edilemediği durumlarda yeme bozukluğu görülme riski yüksektir. Ayrıca, çevresel faktörlerin etkisi olarak görebileceğimiz, yemeklerin sunuluşu, yemek zamanlarımızı belirleyen koşullar gibi çevresel etkenler de, iştahın değişmesine neden olabilir.

İştah ve yeme davranışı üzerine etki eden faktörlerden birisi de psikolojik etkenlerdir. Zaman içerisinde sık karşılaşılan beslenme problemleri, temelde psikolojik örüntüye bağlı olarak ortaya çıkar. Yine buna bağlı olarak, yeme bozukluklarına ilişkin belirtiler, ruhsal yapılanması sağlıklı olan kişide, bir çatışmanın ifadesi, ruhsal amaç ve savunmaların dışavurumu olabileceği gibi, daha az sağlıklı ruhsal yapılanması olan bir kişide ise kendilik (benlik) algısı ile ilgili bir bozukluğu yansıtabilir.

Bebek, hayata gelişi itibarıyla annesinin bedeni ile ilişki içindedir ve ilk deneyimler etkileşimle ilgilidir. Bu etkileşimler sonrasında bebeğin zihninde tasarımlar, imgeler, bireysel ve ruhsal temsiller oluşur. Etkileşim deneyimleri çok erken dönemde, dilsel temsillerin ortaya çıkışından çok önce gelişir. Çocuğun kendine ilişkin ilk tasarımlarının ve bedensel kendiliğinin oluşumu çocuk ve annesi arasındaki etkileşimle başlar. Bu etkileşimin niteliği kayıtlı kalır ve unutulmaz. Ağzın algılanışını belirler. İşte bu dönemdeki aksamalar, büyük ölçüde yeme bozukluklarının temellerini oluşturur.

Son yıllarda anoreksiya nevroza tanısı konan hastalarda, bu durumun ergenlikten bir tür fobik kaçınma olabileceği de ileri sürülmüştür. Buna göre aç kalma kadın ergenin bedeninin kadınsı hale gelmesini engelleme çabasıdır.

Yeme bozuklukları sıklıkla ruhsal çatışmalardan, hayal kırıklığına uğratan olaylardan ya da ilişkiler ve cinsellikle ilgili diğer ruhsal gelişimsel sorunlardan uzaklaşmak için seçilen bir yol olarak görülebilir. Bazen de erişkin yaşamın sorumluluklarından kaçma, çocukluğu sürdürmek isteme davranışı olarak ortaya çıkar. Hastaların diyet yapmadaki başarıları ve diyet yaparken bedenleri üzerinde kurdukları hâkimiyet onları çok rahatlatabilir. Kusma ya da yemekten kaçınarak elde edilen rahatlama hissi ise bu sorunu pekiştirir. Pek çoğu hastalığını inkâr eder ve tedaviye gelmek istemeyebilir veya kendi istekleri dışında yakınlarının istemiyle tedaviye başlayabilir. Tedaviyi kabul edenlerde ise, çok yönlü bir yaklaşımın planlanması, psikolojik yardımın ve beslenme eğitiminin tedavinin en büyük parçası olması gerekir. Bilgilendirici, eğitici, çatışmaları anlamaya ve çözümlemeye yönelik esnek bir yaklaşım çok önemlidir.


KAYNAKÇA
Toparlak, D. (2015). Yeme Davranışı ve Besin Tercihinin Duygusal Temelleri. 4. Ulusal Sağlıklı Yaşam Sempozyumu, 1(2), 27- 28.
Özmen, E. (2015). Yeme Bozukluklarında Psikolojik Dinamikler. 4. Ulusal Sağlıklı Yaşam Sempozyumu. 1(2), 78- 80.

Bize Ulaşın