Aşk Bağımlılık Yapabilir

Aşk Bağımlılık Yapabilir

Aşk, kişinin bir başkasıyla ruhen bütünleşmesi ve onu kendisinin bir parçası olarak görmesi, hatta onun varlığını kendisinin önüne geçirmesi halidir. Aşık olan kişi, karşısındakini biraz da gözünde büyüterek idealize eder. Yani zihnindeki imgeye aşıktır. Bu yüzden terk edildiğinde, adeta bir parçasını kaybetmiş gibi olur. Bu kaybın oluşturduğu yas, bazı kişilerde çok uzun sürebilirken, bazılarında ise sürekli bir saplantıya dönüşebilir.

Aşk, sıra dışı bir yaşantıdır. Kişinin her gün yaşayabileceği bir durum değildir. Aşk, başka bir deyişle kara sevda, patolojik bir durumdur. Pisa Üniversitesi’nden Donatella Marazziti ve Domenico Canale, Psychoneuroendocrinology Dergisi’nde yayınlanan ünlü araştırmalarında, yakın zamanda yoğun, derin ve çılgınca bir aşk yaşayan kişilerle, yalnız yaşayan ya da uzun süreli bir ilişki içinde olan kişileri karşılaştırmışlardır. Aşık olan kişilerde kortizolun çok daha yüksek düzeylerde salgılandığı gösterilmiştir. Kortizol, stres durumlarında salgılanan ve immun (bağışıklık) sistemi baskılayan bir hormondur. Yani eski Türk Filmleri’nde gördüğümüz, “aşık olup vereme yakalanma” klişesinin bilimsel bir temeli vardır. Oysa Ohio Eyalet Üniversitesi’nden Ronald Glazer ve Jan Kiecolt-Glaser, yapıcı bir şekilde tartışarak sorunlarını çözen çiftlerde (akıllıca yaşanan bir sevgide) immün sistemin güçlendiğini ortaya koymuşlardır. Yani sağlıklı bir sevgi, sağlığa olumlu etki yaparken, tutkulu bir aşk olumsuz etki yapmaktadır.

Aşk, bilişsel yetileri de olumsuz etkiler. “Aşkın gözü kördür” derler. Leiden Üniversitesi’nden Henk Steenbergen ve arkadaşları, Motivation and Emotion Dergisi’nde yayınlanan araştırmalarında, yeni başlamış tutkulu bir aşk yaşayan kişilerde dikkat ve seçme gibi bilişsel işlevlerin bozulduğunu göstermişlerdir.
Diğer yandan aşk, beyinde dopamin ve noradrenalin denilen nörotransmiter moleküllerin salınımını da arttırır. Rutgers Üniversitesi’nden Helen Fisher ve arkadaşları, bu nörobiyolojik etki nedeniyle, aşkın beyinde kokain gibi bağımlılık yapıcı maddelere benzer bir haz etkisi uyandırdığını; terk edilmenin de uyuşturucu yoksunluğuna benzer bir tabloya yol açtığını bildirmişlerdir.

Kara sevdaya yani patolojik aşka tutulan kişiler, tıpkı madde bağımlılarında olduğu gibi, zarar görseler de bu ilişkiyi sürdürmek, hep aşık oldukları kişiyle birlikte olmak isterler. Sevdiklerine toz kondurmaz, kusurlarını görmez, olumsuzlukları hep başka şeylere bağlarlar. Bu, tıpkı bağımlılardaki inkar mekanizmasına benzer. Ayrıca yine madde bağımlılığında olduğu gibi, sevdikleriyle beraberken tüm dünyayı ve dertlerini unutabilirler.

İlişkileri kendi istekleri dışında sonlandığında ise, yine tıpkı uyuşturucu bağımlılarının yoksunluğundaki gibi, şiddetli ruhsal ve hatta bedensel belirtiler gösterirler. Bu durumdaki kişileri ifade etmek için aşk bağımlısı (exaholic) terimi kullanılır. Onlar için kafa yapıcı madde aşık oldukları kişidir ve yakın olmak için büyük bir arzu duyarlar. Sevdiklerinden haber alabilecekleri kişilerle görüşerek, sosyal medyada kendisini takip ederek ve hayal ederek hep ona ulaşmaya çalışırlar. Oysa yine uyuşturucu bağımlılığındaki gibi, o kişiyle her türlü temas, iletişim, haber ya da görüntü, arzuyu besleyerek canlı tutar. Her türlü temas acı verse de takıntılı bir biçimde kendilerini bundan alıkoyamazlar. Tıpkı alkolden dolayı sağlığını, ailesini ya da işini kaybetmiş bir kişinin hala alkolü arzulaması gibi içinden çıkılması zor bir girdaba girerler.

Romantik bir ilişkinin bitmesi herkes için zordur, hatta travmatik olabilir. Ancak normal kişiler bu durumu daha kolay kabullenir ve bir süre bu kaybın yasını tuttuktan sonra toparlanırlar. Oysa aşk bağımlıları, ayrılığı gerçek anlamda hiçbir zaman kabullenemeyerek, hiç dayanağı olmayan bir yeniden birleşme ümidiyle yaşayarak, eski sevgilileriyle ilgili araştırmalar yapmadan duramazlar. Kendilerini durdurabilmek için telefon rehberlerini silen, sosyal medya hesaplarını kapatan, yaşadıkları yeri değiştiren ancak dayanamayıp bütün bunlara geri dönen hastalarım oldu. Zihinlerindeki bu saplantı, günlük aktivitelerini ve mesleki işlevselliklerini bozmaktaydı.

Sevgiliden ayrılınca perişan olup yıkılmak, kişinin dayanıklılığı, hayatındaki diğer ilişkilerin kalitesi ve kendine verdiği değerle ilişkilidir. Aşk bağımlılarının sevgililerinden ayrıldığı zaman, sürekli onu düşünmekten, özlemekten, ondan haber almaya çalışmaktan dolayı dikkatleri ileri derecede bozulur ve bu konu dışındaki her şeye karşı ilgilerini kaybederler. Kendilerini suçlama ve kendilerine acıma duyguları yaşayabilir, hatta yaşamı anlamsız bulup, ölmeyi bile isteyebilirler. Fizyolojik belirtiler de gösterebilirler. Örneğin yemeden içmeden kesilebilirler ya da sıkıntıdan kendilerini yemeğe verebilirler. Şiddetli uykusuzluk olabilir ya da düşünmemek için kaçışı uykuda arayabilirler. Bunlar aynı zamanda depresyon belirtileridir. Depresyondan farkı, sevdiklerine yakın olma fırsatı bulduklarında bütün bu belirtilerin geçivermesidir. Ancak uzun süre bu durum devam ederse artık geri dönüşü olmayan bir evreye ilerleyebilir ve kişi artık klinik anlamda derin bir depresyona girebilir.

Eğer bir ilişkinin bitmesinin üzerinden uzun zaman geçmesine rağmen, yukarıda saydığımız belirtiler hala devam ediyor ve kişinin işlevselliğini anlamlı ölçüde etkiliyorsa, profesyonel bir yardım ve tedavi şarttır. Çünkü artık kişi bu girdabın içinden kendiliğinden çıkamıyor demektir. Çevresindekilerden de çoğu zaman anlayış göremezler. Kimileri “unut artık onu” diyerek, kimileri kızarak, kimileri ise yeni birileriyle tanıştırmaya çalışarak yardımcı olacaklarını zannederler. Oysa, empatik olmayan bu yaklaşımlar, kişinin daha fazla içine kapanmasına ve sosyal çevresinden uzaklaşmasına yol açar.
Destekleyici psikoterapi ile kişinin bu ilişkinin artık “ölmüş” olduğunu kabullenmesine ve yasını tutmasına yardımcı olunur. Bu noktaya nasıl gelindiği, daha iyi hissetmek için neler yapılabileceği araştırılır. Hüzün, suçluluk ve öfke gibi duygular üzerinde çalışılır. Bazen antidepresan ilaç desteği de çok yardımcı olur. Bu ilaçlar, yaşanan acıyı hafifleterek kabullenmeyi kolaylaştırır ve takıntılı düşünceleri azaltır. Bu durumdan başarılı bir şekilde çıkıldığında, kişi ruhsal olarak daha gelişmiş ve kendisini daha fazla keşfetmiş durumda olur ve daha sağlıklı ilişkiler kurabilir.

Bize Ulaşın