MOODIST’e geldiğiniz zaman neler göreceksiniz, detayları öğrenin.

Toplumda en sık rastlanılan ve günlük hayatı ciddi anlamda olumsuz etkileyen sağlık sorunlarının başında baş ağrısı şikayeti gelir. Hemen her bireyin hayatı boyunca deneyimlediği baş ağrısı problemi çok çeşitli rahatsızlıkların klinik belirtisi arasında yer alsa da; bazı sinir sistemi temelli hastalıklarda baş ağrısı esas sorun olarak karşımıza çıkabilir. Bu doğrultuda, toplumun önemli bir kesimini etkileyen, baş ağrısı temelli nörolojik hastalıklardan biri migren rahatsızlığıdır. Uzman Doktorlarımız tarafından hazırlanan bu yazıda migren ve migren tedavisi ile ilgili tüm bilgilere ulaşabilirsiniz.

Migren; çeşitli koşulların varlığında tetiklenebilen, her hastada farklı klinik tablolarla izlenebilen, sıklıkla şiddetli baş ağrısı temelinde gelişen nörolojik bir rahatsızlıktır. Ani gelişen baş ağrısı atakları ile seyreden migren, baş ağrısının yanında bulantı-kusma, konuşmada bozukluk, görme ile ilgili sorunlar ve bazı nörolojik belirtilerle seyredebilen kompleks bir sağlık problemidir. Bu anlamda migren toplumda her yaş ve cinsiyette bireyi etkileyebilir.
Baş ağrısı şikayeti toplum genelinde yaygın görülen bir şikayet olduğundan ve pek çok sağlık sorununun seyrinde hastalarda izlenebildiğinden; migren tanısının konulması kimi hastalarda uzun süren çeşitli incelemeler sonrası mümkün olabilir. Migren tanısı sıklıkla hastanın ayrıntılı hastalık öyküsü ile birlikte, baş ağrısına neden olabilecek diğer sorunların ekarte edilmesi sonrası konulur.
Migren hastalığı çocukluk döneminde başlayabileceği gibi; erken yetişkinlik dönemine kadar herhangi bir belirti göstermeyebilir. Toplumda kadınlarda daha sık görülmekle birlikte, tüm yaş grupları ve cinsiyetlerde izlenebilir. Ailede migren hastasının varlığı, migren hastalığının gelişmesinde önemli bir risk faktörü kabul edilir.
Migren hastalığı nörolojik mekanizmalarla gelişen bir sağlık sorunu olduğundan, hastalarda birbirinden farklı ve renkli klinik tablolarla izlenebilir. Bu bakımdan günümüze kadar yapılan çalışmalar ışığında, farklı migren alt türleri tanımlanmıştır. Bu doğrultuda toplumda sık görülen migren türleri aşağıdaki gibi özetlenebilir:
Aura, migren baş ağrısının gelişmesinden hemen önce, atak başlangıcında ortaya çıkan ve atağın sona ermesiyle etkisini yitiren çeşitli nörolojik belirtilere denilir. Bazı hastalarda aura ile baş ağrısı aynı anda başlayabilir. Auralı migrene klasik migren veya komplike migren de denilir. Toplumda görülen migren vakalarının %25’i auralı migren kabul edilir. Uluslararası Baş Ağrısı Topluluğu’na göre auralı migren tanısı için başka herhangi bir sağlık sorunu ile açıklanamayan migren ağrısı durumunda, en az iki migren atağında aşağıdaki durumların gelişmesi gerekir:
Tamamen geri dönüşümlü, atak sonrası sona eren ve aşağıdaki belirtilerden en az birini gösteren aura varlığı:
Aşağıdaki durumlardan en az ikisini gösteren aura varlığı:
Yaygın migren veya basit migren olarak da bilinen aurasız migren durumunda, hastalar baş ağrısı atakları öncesinde veya esnasında aura semptomları hissetmezler. Migren türleri arasında en sık görülen aurasız migren, Uluslararası Baş Ağrısı Topluluğu kriterlerine göre herhangi bir sağlık sorunu ile açıklanamayan baş ağrısı varlığında, aurasız migren tanısı konulması için en az beş migren atağında aşağıdaki özellikler bulunmalıdır:
Epizodik migren olarak da bilinen akut migren; bir ayda 14 günden az sürede migren atağı geçiren hastalarda görülen migren türüne denir. Bu anlamda akut migren durumunda, hastalarda kronik vakalara göre daha az sıklıkta migren atağı izlenir.
Günümüze kadar yürütülen çalışmalarda migren hastalığının gelişme mekanizması ve nedeni tam olarak aydınlatılamamıştır. Bununla birlikte hastalığın gelişiminde genetik ve çevresel bazı faktörlerin önemli rolünün olduğunu kanıtlanmıştır. Yapılan araştırmalar migren gelişiminde; beyin ve beyin sapına ait dokular arasında ilişki ile birlikte, sinir hücrelerinden salgılanan serotonin gibi maddelerin etkisinin olabileceğini belirtmektedir. Yine sinir hücrelerince üretilen bazı maddelerin beyin damarlarında genişlemeye yol açarak baş ağrısına neden olduğu düşünülmektedir.
Bu doğrultuda, yapılan çalışmalar bazı özelliklere sahip kişilerin toplumda daha sık migren semptomları geliştirdiğini göstermiştir. Risk faktörleri olarak kabul edilen bu özellikler aşağıdaki gibi özetlenebilir:
Bunun yanında, araştırmalar günlük yaşamda hastaların maruz kaldığı bazı koşul ve sağlık sorunlarının, migren gelişim mekanizmalarını tetikleyerek atak gelişimine yol açtığı ortaya konulmuştur. Buna göre aşağıdaki koşul ve rahatsızlıkların söz konusu olduğu durumlarda hastalarda migren atağı meydana gelebilir:
Migren hastalığına ait klinik tablo temelde dört dönemde ele alınabilir. Bu dönemler sırasıyla atak öncesi (prodrom), aura, atak ve atak sonrası dönem (post-prodrom) olarak ifade edilir. Buna göre; migren belirtileri dönemlere göre aşağıdaki gibi özetlenebilir:
Migren tipi baş ağrısı; çeşitli nörolojik belirtilere eşlik edebildiği gibi, tek başına klinik tabloda yer alabilir. Baş ağrısı şikayeti çok farklı sağlık sorunlarından ileri gelebildiği ve nörolojik belirtiler başka sinir sistemi hastalıklarına işaret edebildiği için, migren tanısı ancak uzman bir hekim değerlendirmesi sonrası konulabilir.
Hekim hastadan aldığı ayrıntılı hastalık öyküsü ve yaptığı detaylı fizik muayene sonrası, gerekli gördüğü hallerde ek görüntüleme ve laboratuvar tetkiklerine başvurur. Bu tetkikler arasında bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans (MR), elektroensefalografi (EEG) ve bazı kan testleri yer alır. Tüm bu incelemeler ışığında hekim, baş ağrısı ve diğer nörolojik semptomların farklı rahatsızlıklarla açıklanamadığı hallerde, migren tanısını koyarak gerekli tedavi planlamasına başlar.
Migrende iki tür tedavi yöntemi vardır. Bunlardan ilki atak döneminde ağrı kesici ile tedavi, diğeri de atakları engellemeye yönelik koruyucu tedavi. Migrende ağrı kesici ile tedavi yöntemi, triptan adı verilen ilaçların kullanıldığı genellikle ayda 2-3 defa akut atak şikayeti olan kişiler için yeterli bir yöntemdir. Ağrısı olan kişi ağrı kesici ilaçları uygun dozda ve kontrollü olarak tüketmelidir.
Migrendeki koruyucu tedavi yöntemi ise, baş ağrısı sayısını, ağrı şiddetini ve atak sıklığını azaltmak için kullanılmaktadır. Bu amaçla, birtakım depresyon giderici ilaçlar, bazı tansiyon ilaçları ya da epilepsi hastalığında kullanılan ilaçlardan da yararlanılmaktadır. Tedavi süresi hastadan hastaya değişmek ile birlikte 3-6 ay arasında değişmektedir.
Migren hastalarının daha çok TMS tedavisi olarak bildikleri ve migren tedavisinde etkinliği konusunda sık araştırılan bir tedavi yöntemidir. Migrende TMS işlemi başın arka kısmından (oksipital bölgeden) uygulanır. Tekrarlayıcı ya da tek uygulama şeklinde yapılabilir.
Manyetik uyarılarla, beyin korteksinde elektriksel alanları etkileyerek bazı nörotransmitterlerin salınımını da etkilediği düşünülmektedir. Ayrıca uygulandığı bölgede sinir dokusunun polarizasyonu üzerinden de etki edebilmektedir. Kronik migren tedavisinde etkinliği ile ilgili veriler henüz ‘yeterli düzeyde değildir’. Ancak FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) tarafından ‘auralı migrenin akut atağının tedavisinde’ kullanımı onaylanmıştır.
Migren rahatsızlığı hastaların günlük yaşam kalitesini ciddi anlamda olumsuz etkileyen bir sağlık problemidir. Hastaların günlük iş veya okul performansında ciddi düşüşle birlikte, sosyal hayatları olumsuz etkilediğinden, hastalarda çeşitli psikolojik problemler gelişebilir. Bununla birlikte, migren ağrılarının hastalarda doğrudan bir organik sağlık sorununa yol açmadığı kabul edilir.
Yine de, yapılan klinik çalışmalar ışığında, nadir vakalarda migren ataklarının migren enfarktüsü adı verilen önemli komplikasyonlara neden olabildiği gösterilmiştir. Bu durumda, sinir dokularının kan dolaşımından sorumlu damarların tıkanmasına bağlı, sinir dokusu kaybı yaşanarak, migren atağı ile inme gelişebilir. Bu ise kalıcı nörolojik belirtilerin gelişmesiyle sonuçlanır.
Bazı vakalarda migren atağı 72 saatin üzerinde yaşanabilir. Status migrenozus adı verilen bu durumda, ağrı ve nörolojik belirtiler uzun süreli olarak devam ettiğinden hastalarda kalıcı hasara yol açabilir veya hayatı tehdit edici koşullara neden olabilir.
Nadiren, hemiplejik migren alt türüne sahip hastalarda, atak sırasında komaya yol açabilen durumların yaşanabildığı bildirilmiştir.
Migren hastaları çeşitli yaşam tarzı değişiklikleri ile migren atakları esnasında hastalık semptomlarının şiddetini veya migren atağı gelişme sıklığını azaltabilir. Bu bakımdan aşağıdaki tedbirler migren hastalığı ile mücadelede oldukça faydalıdır:
Migren hastalığına yönelik kalıcı bir tedavi, mevcut klinik yaklaşımda bulunmamaktadır. Bu nedenle kronik bir rahatsızlık olarak kabul edilmesi gereken migrenle mücadelede, hastanın yakınlarının desteği oldukça önemlidir. Hasta yakınlarının, rahatsızlığın bu kronik doğasını konusunda farkındalıklarını artırması, hastaların atak sıklığı ve şiddetini azaltmaya yönelik tedbirler konusunda teşvikçi davranması oldukça yararlıdır. Yine hastaların migren atakları esnasında, atak şiddetini azaltmaya yönelik tedbirlerde hasta yakınlarının bilinçli ve yardımcı davranması faydalı olacaktır.
Özel Moodist Hastanesi, bünyesindeki tecrübeli uzman hekimleri ile hastalıklara multidisipliner bir yaklaşımla, sadece tedavi değil; aynı zamanda önemli “yaşam tavsiyeleri” vermektedir. Bu doğrultuda, migren rahatsızlığının tanı ve tedavisinde Moodist’e güvenebilirsiniz.
Migren, genellikle zonklayıcı baş ağrısı, bulantı ve ışığa/sese hassasiyet ile seyreden nörolojik bir hastalıktır. Ataklar halinde ortaya çıkar ve kişiden kişiye şiddeti değişebilir.
Migren bazı kişilerde yaş ilerledikçe azalabilir ya da daha seyrek hale gelebilir. Ancak tamamen “kalıcı olarak ortadan kalkması” her zaman mümkün olmayabilir. Tedavinin amacı atakları kontrol altına almaktır.
En sık tetikleyiciler arasında stres, uykusuzluk, açlık, hormonal değişimler, bazı gıdalar (kafein, alkol, çok işlenmiş yiyecekler), parlak ışık ve yoğun kokular yer alır.
Migren genellikle tek taraflı, zonklayıcı ve orta-şiddetli/şiddetli ağrıdır. Bulantı, kusma ve ışık-ses hassasiyeti eşlik edebilir. Gerilim tipi baş ağrısı ise çoğunlukla daha hafif ve baskı şeklindedir.
Çoğu migren atağı kalıcı hasar bırakmaz. Ancak nadir durumlarda uzun süren veya şiddetli ataklar ciddi nörolojik komplikasyonlara yol açabilir. Bu nedenle doğru tanı ve takip önemlidir.
Baş ağrıları sıklaştıysa, günlük yaşamı etkiliyorsa, ani ve çok şiddetli başladıysa veya nörolojik belirtiler (konuşma bozukluğu, görme kaybı gibi) eşlik ediyorsa mutlaka doktora başvurulmalıdır.
Tedavi süresi kişiye göre değişir. Koruyucu tedaviler genellikle birkaç ay (3–6 ay) sürebilir. Akut atak tedavisi ise ihtiyaç oldukça uygulanır.
Bazı hastalarda yaşam tarzı düzenlemeleri (uyku, beslenme, stres yönetimi) atakları belirgin şekilde azaltabilir. Ancak orta ve ağır migren vakalarında ilaç tedavisi gerekebilir.
Sessiz ve karanlık bir ortamda dinlenmek, soğuk kompres uygulamak ve doktorun önerdiği ilaçları kullanmak atak şiddetini azaltabilir.


