Çocuğum Alkol-Madde Bağımlısı Olabilir mi?

Bağımlılığın gelişiminde genetik ve biyolojik yatkınlık çok önemlidir. Bu nedenle, ailesinde bağımlı kişiler bulunan gencin üzerinde daha dikkatli durulmalıdır.

Ergenlik dönemindeki bir çocuğun hangi değişimleri, bize alkol-madde kullanmaya başlamış olabileceği ile ilgili ipuçları verebilir?

Bağımlılık belirtileriyle ergenlik dönemine ait belirtiler birbiriyle çok benzeşir. Bu da ebeveyn ve eğitimcileri yanılgıya sürükleyebilir. Yaşam tarzı ve arkadaş seçimindeki değişiklikler, okul başarısındaki düşüş, aileyle çatışma, içe kapanıklık, fevrilik, çevreden kolay etkilenme, agresiflik, heyecanlı ya da asi tutumlar, sosyal değerleri sorgulama, davranış bozuklukları, sağlıklı ergenlerde de görülebilen, aynı zamanda da uyuşturucu/uyarıcı madde kullanımına başlanıldığından şüphelenmeyi gerektirebilecek göstergelerdir.

Madde kullanımına dair şüphelerden hareketle, çocuğa karşı nasıl bir yaklaşım yolu izlenmelidir?

Bu konuda fazla kaygılı olan bazı ebeveynler, çocuklarıyla çatışmaya girerek durumu içinden çıkılmaz bir hale sürükleyebilmektedirler. Böyle bir durumla karşılaşıldığında, yapıcı bir yol izlenmesi ve iletişim dengesinin iyi ayarlanması çok önemlidir.

Eğer madde kullanımına dair açık bir bulgu yoksa, (eşyalarının arasından bazı haplar ya da otlar bulunmamışsa) gençle yapılacak konuşmada, madde kullanımından ya da kendisinden şüphelenildiğinden asla bahsedilmemelidir. Aksi takdirde, ebeveyn çocuğuna yardım etmeye değil, dedektiflik yapmaya başlamış olur.
Madde kullanımına dair açık bir bulgu varsa, (eşyalarının arasından bazı haplar ya da otlar bulunmuşsa, yakın arkadaşlarından ciddi duyumlar gelmişse ) açık bir şekilde konuşulmalı ve durumla ilgili kaygılar paylaşılmalıdır.Bu genci bağımlı olduğuna ya da tedaviye ikna etmeye çalışmak, genellikle yararsızdır. Bunun yerine, konunun nötr bir şekilde, profesyonel bir kişi tarafından değerlendirilmesine yönelik ısrar edilmelidir.

Bağımlılık tedavisine direnç gösterilmesinin nedenleri ile ilgili düşüncelerinizi paylaşır mısınız?

Madde kullanması, kişinin zaten bu konuyla ilgili kaygıları aştığının bir göstergesidir. Ayrıca, bağımlılar içinde bulundukları durumu kabullenmezler. Hepsinin ortak bir savunması vardır; bağımlı olmadıklarını, keyif aldıkları için kullandıklarını ve istedikleri zaman bırakabileceklerini söylerler. Böylece kendilerini kandırırarak, durumun daha kötüye gitmesine neden olurlar.

Madde bağımlılığı aşamasına gelindiğini işaret eden fiziksel belirtiler nelerdir?

Uyku bozukluğu, gözlerin altının morarması, kollarda iğne izi, burun akıntısı gibi fiziksel belirtiler, bağımlılığın ileri boyutlarda olduğunu gösterir. Bu aşamaya gelene kadar durum fark edilmemiş olursa, tedavi iyice zorlaşır.

Bağımlılık genetik midir?

Bağımlılığın gelişiminde genetik ve biyolojik yatkınlık çok önemlidir. Bu nedenle ailesinde bağımlı kişiler bulunan gencin üzerinde daha dikkatli durulmalıdır. Örneğin; herkes alkolden eşit oranda keyif almaz; içince daha donuk ve tutuk olur; zaten bu insanlar alkol almayı da sevmezler. Bazılarında ise tam tersi bir etki oluşur; alkol aldıktan sonra rahatlayarak, kendilerini daha iyi ifade etmeye başlarlar. Alkolün farklı kişilerde farklı etkiler göstermesinin nedeni, kişinin biyolojik yapısıdır.

Ayrıca bazı kişiler, kalıtımsal nedenlerle genç yaşlardan itibaren alkole daha dayanıklı olurlar. Bu da daha fazla alkol tüketmelerine neden olarak bağımlılık riskini arttırır.

Kısacası; babası, kardeşi ya da amcası alkol sorunu yaşayan ve alkole dayanıklı olan, içse de sarhoş olmayan ve içmekten çok keyif alan bir gencin alkol bağımlısı olma riski diğer kişilerden daha fazladır.

Bağımlılığa zemin hazırlayan unsurlar nelerdir?

Sosyal yönden değerlendirdiğimizde, ağırlıklı olarak çocukluk çağı travmalarıdır. Sorunlu, huzursuz ve kaotik bir aile ortamında yaşamak; ebeveynlerinden sevgi ve ilgi görmemek ya da şiddete maruz kalmak, bireyde bir takım kişilik problemleri oluşturur. Kişi bu manevi eksiklikleri alkolle ya da uyuşturucuyla unutarak, kendini hissizleştirmeye çalışabilir. Tüm bunlara bir de genetik yatkınlık eklenirse, durum daha da kötüleşir. Bir iki kadeh içki ile, evdeki ilgisizlik, sevgisizlik unutulup rahatlanıyorsa, bu rahatlamanın sürekliliği için alkol veya madde dozu artacak, kişi bir süre sonra bağımlı olarak karşımıza çıkacaktır.

Eğlence kültürü ve yaşam tarzı , arkadaş etkisi de bağımlık gelişiminde etkilidir. Çünkü bağımlılık, sadece sorunlu ve travmatik çocukluk geçiren kişilerde görülen bir durum değildir. Herkesi bu yola sürükleyen etmenler farklıdır. Yaşam stresleri, madde kullanan arkadaş grupları içinde olmak, okul döneminde çalışmak zorunda kalmak, göç yaşamak, cinsel ya da fiziksel taciz, madde kullanmayı kolaylaştıran sosyal faktörlerdendir.

Kaybedecek fazla bir şeyi olmadığını hisseden bir insan daha kolay madde kullanabilir. Bu nedenle okulda başarısız olmak, işsizlik, düşük sosyoekonomik düzey gibi faktörler de önemlidir.

Öte yandan, yine ebeveyn desteğinin az olması, ebeveynin alkol ya da madde kullanımı, gencin alkol kullanımına izin veren fazla toleranslı bir tutum içinde bulunmaları, ebeveynin çocuğun aktivitelerine ilgisizliği, başarının ödüllendirilmeyişi, suçluluk duygusu uyandırmanın eğitim metodu olarak kullanılması, çevrenin gerçekçi olmayan beklentileri (çok başarı beklenmesi ve bu nedenle mevcut başarının takdir edilmeyişi) gibi nedenlerdir.

Bağımlılığa yatkınlığı olan kişilik yapılarını değerlendirir misiniz?

Hem içe, hem de fazla dışa dönük (ya da hiperaktif) kişilik yapıları, bağımlılık açısından risklidir.Özgüven sorunu yaşayanlar, sosyal iletişim kurmakta zorluk çekenler, alkol veya uyuşturucu aldıklarında kendilerini daha iyi ifade edebilirler. Ancak bu etkiye karşı zamanla tolerans geliştiği için, kişi daha fazla ve sürekli kullanma ihtiyacı hisseder. Bir de araya giren stresler ve üzücü olaylarla kullanım daha da artar. Çünkü kişinin stresle temel baş etme yolu alkol madde olmuştur. Pek çok alkol bağımlısının öyküsünde, genç yaşlardan itibaren alkolle fazla içli dışlı olduğunu, sonraki dönemlerde yaşadığı üzücü bir olayla da alkol kullanımının açıkça zarar verici boyutlara ulaştığını görmekteyiz.

Bir de bunun tam aksine, hiperaktif yapıda, tehlikeleri önemsemeyen, gözü kara, anlık dürtülerle hareket edenler vardır. İşte bu dışa dönük tipler, her şeyi denerken alkol ve uyuşturucuyu da denemek isterler. Dürtüsel yapı, sadece deneme ve başlama açısından değil, bağımlılık açısından da risk oluşturur.

Bağımlılık tedavisi nasıldır? Sadece hastanede yatarak mı gerçekleşir?

Bağımlılığın standart bir tedavisi yoktur. Öncelikle kişiye uygun olan tedavi yönteminin belirlenmesi gereklidir. Bağımlılığın süresi, şiddeti, kişinin sosyal hayatı, psikolojik durumu, fiziksel sağlığı gibi verilerin değerlendirilmesiyle bir tedavi planı oluşturulur. Tedavi ayaktan da, hastaneye yatarak da olabilir. Küçük yaşlardan itibaren çeşitli maddeleri bir arada kullananların ayaktan ya da kısa süreli hastane tedavileri ise uzun süreli (6-12 ay) rehabilitasyon tedavilerini gerektirir.

Bağımlılığın sadece yatarak tedavi olacağına ilişkin yargı yanlıştır. Bağımlıya daha önceden uygulanan ayaktan tedavi başarılı olamamışsa, kişi uzun yıllardır aralıksız ve fazla miktarda kullanıyorsa, hiçbir sosyal desteği yoksa, yalnız yaşıyorsa, yatarak tedavi olması gereklidir. Yine, ciddi fiziksel hastalıklar (örneğin sürekli kusma, ciddi bir karaciğer sorunu) ya da ağır psikiyatrik sorunlar, (depresyon, mani, psikoz vb) varsa da, tedavinin yatarak olması gerekir. Bunların dışındakilerin ayaktan tedavi olmaları mümkündür.

Erken yaşta madde kullanımına başlayanların neden uzun süreli rehabilitasyona ihtiyaçları olmaktadır?

Büyük çoğunluğu olumsuz sosyal ortamlardan gelen bu kişiler, uyuşturucuyla geçen gençlik dönemlerinde temel bir takım psikolojik gelişimlerini henüz tamamlayamamışlardır. Rehabilitasyon sürecinde; sağlıklı iletişim kurmayı, isteklerini ifade etmeyi, hayır demeyi yaşayarak öğrenirler. Bu da zor ve emek gerektiren bir süreçtir ve ancak devlet imkanları ile yapılabilir. Ne yazık ki ülkemizde bu alanda ciddi bir boşluk vardır.

Bazı anne babalar ergenlik dönemindeki çocuklarıyla arkadaş olmaya çalıştıklarını ifade ediyorlar. Bütün bu tehlikelere karşı, doğru yol gösterici olmak adına, çocuğumuzla arkadaş mı olmalıyız? Bu konuda neler söylersiniz?

Anne ve baba çocukla arkadaş olamaz. Anne baba çocuğuyla şefkatlli bir anne baba olur. Sevginin yanında, arada belli bir saygı ve otorite de olmalıdır. Ebeveynler, çocuklarında bazı davranış sorunları ya da psikolojik problemler gördüklerinde, onlarla yapıcı bir şekilde konuşup, üzüntüleri ve tedirginliklerini dile getirmelidirler. Mümkünse gencin sorunlarının çözümüne katkı sağlamaya çalışmalı, bu da mümkün olmazsa profesyonel bir yardım için kendisini teşvik etmelidirler.

Sağlıklı bir ailede şefkatli bir disiplin vardır. Aile içinde arkasında durulan bir takım kurallar bulunmalıdır. Kuralsız ya da kuralların kolaylıkla çiğnenebildiği aile ortamları sağlıksızdır. Bu kurallar ebeveynler arasında çocuğun da fikri ve onayının alınması ile oluşturulur. Kurallara uymamanın da bir takım yaptırımları olmalıdır. Böylece çocuk, kuralları çiğnediğinde zarar göreceğini, anne ve babasını idare edemeyeceğini bilerek, temkinli davranmak zorunda kalacaktır. Aksi takdirde, anne ve babasını nasıl olsa idare edebileceğini ve yaptığı olumsuzlukların ört bas edileceğini düşünerek aynı hataları yapmaya devam eder.

Bize Ulaşın