Bulimia Nervoza Nedir? Belirtileri, Nedenleri ve Tedavisi
- Ana Sayfa
- Bulimia Nervoza Nedir? Belirtileri, Nedenleri ve Tedavisi
MOODIST’e geldiğiniz zaman neler göreceksiniz, detayları öğrenin.

Bu içerik Moodist Psikiyatri Hastanesi'nin psikiyatri, nöroloji ve psikoloji uzmanlarından oluşan klinik ekibi tarafından incelenmiş ve onaylanmıştır. Güncel bilimsel literatür ile klinik pratiğe dayanmaktadır.
Yemek yemek, insan yaşamının en temel ve en doğal eylemlerinden biridir. Peki ya yemekle kurulan ilişki, bir süre sonra kişiyi içinden çıkamayacağı bir kısır döngüye hapsederse? Dışarıdan “her şey yolunda” görünen; sosyal ortamlarda başarılı ve sağlıklı izlenimi veren biri, dört duvar arasında kaldığında kontrolsüz yeme nöbetleri ve ardından gelen derin suçluluk duygusuyla boğuşuyor olabilir. Bulimia nervoza, tam da bu noktada devreye giren; görünürlüğü düşük, ancak yıkıcılığı son derece yüksek bir ruh sağlığı ve yeme bozukluğu tablosudur.
Toplumda hâlâ yeterince anlaşılamamış olan bulimia nervoza, yalnızca bir “diyet sorunu” ya da “kontrol eksikliği” değildir. Beyin kimyasını, duygusal düzenleme mekanizmalarını ve bireyin benlik algısını derinden etkileyen, kapsamlı bir klinik tablo olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Moodist Psikiyatri Hastanesi olarak bu yazıda; bulimia nervozanın ne olduğunu, nasıl tanındığını, beyin ve beden üzerindeki etkilerini ile güncel tedavi yaklaşımlarını bilimsel bir perspektiften ele alıyoruz.
Bulimia nervoza; kısa sürede ve kontrol dışı biçimde aşırı miktarda yiyecek tüketen (binge yeme), ardından bu yemenin yarattığı suçluluk, utanç ya da kilo alma kaygısını gidermek amacıyla kusma, aşırı egzersiz, laksatif kullanımı veya oruç tutma gibi telafi edici davranışlara başvuran kişilerde görülen bir yeme bozukluğudur. Amerikan Psikiyatri Birliği’nin hazırladığı DSM-5 tanı kılavuzuna göre bulimia nervoza, yeme bozuklukları kategorisinde bağımsız bir tanı olarak yer almaktadır.
Söz konusu binge-purge döngüsü, pek çok kişi tarafından “zayıflık” ya da “irade eksikliği” olarak yanlış yorumlansa da aslında nörobiyolojik, psikolojik ve çevresel faktörlerin iç içe geçmesiyle oluşan karmaşık bir tablodur. Kişi yemek sırasında gerçek anlamda kontrolünü yitirdiğini hisseder; ne zaman duracağını bilemez. Ardından gelen yoğun pişmanlık ve utanç duygusu, telafi edici davranışları besler ve döngü kendini yeniden üretir.
Anoreksiya nervozadan farklı olarak bulimia nervozası olan bireyler, çoğunlukla normal vücut ağırlığında ya da hafif kilolu görünürler. Bu durum, hastalığın çevredekiler tarafından fark edilmesini ciddi ölçüde güçleştirir ve tedavinin gecikmesine yol açar. Araştırmalar, bulimia nervoza tanısı alan bireylerin büyük çoğunluğunun hastalığı gizlediğini ve yardım almayı kabul etmeden önce ortalama birkaç yıl boyunca bu döngüyle yalnız başa çıkmaya çalıştığını ortaya koymaktadır.
Bulimia nervoza kavramı tıp literatürüne görece geç girmiş olsa da tarihin çeşitli dönemlerinde benzer davranış örüntülerine rastlanmıştır. Antik Roma’da varlıklı sınıflar arasında ziyafetler sırasında mideyi boşaltıp yemeye devam etme pratiğinin yaygın olduğu bilinmektedir; ancak bu alışkanlık dönemin toplumsal ve kültürel bağlamından bağımsız değerlendirilemez.
Bulimia nervoza, modern psikiyatri literatürüne 1979 yılında girmiştir. İngiliz psikiyatrist Gerald Russell bu yılda yayımladığı kapsamlı makalesinde, anoreksiya nervozadan ayrı bir klinik tablo olarak bulimia nervozayı tanımlamış ve hastalığın psikopatolojik özelliklerini ayrıntılı biçimde ortaya koymuştur. Söz konusu çalışma, alanın seyrini kökten değiştirmiş ve yeme bozuklukları araştırmalarının önünü açmıştır. DSM-III’te (1980) yer alan ilk tanı kriterleri zamanla geliştirilmiş; bugün kullanılan DSM-5 sürümü, binge yeme ve telafi edici davranış sıklığına ilişkin daha net eşikler belirlemektedir.
Bulimia nervozanın en belirgin özelliği, dışarıdan bakıldığında neredeyse hiç anlaşılmamasıdır. Bireyler genellikle sosyal yaşamlarını sürdürür, başarılı görünür ve çevrelerinden sempati ya da merak uyandırmazlar. Hastalık, kapalı kapılar ardında yaşanır ve uzun süre gizli kalabilir. Bununla birlikte dikkatli bir gözlem, bazı ipuçlarını gün yüzüne çıkarabilir.
Bulimia nervozanın davranışsal belirtileri arasında en çarpıcı olanı, kontrol kaybı eşliğinde gerçekleşen ve kısa sürede büyük miktarda besin tüketimini kapsayan binge yeme epizotlarıdır. Kişi, bu süreçte kendini durduramaz; yediklerinin farkında olmasına karşın yemeyi bırakamaz. Yeme sona erdikten sonra derin bir utanç, suçluluk ve fiziksel rahatsızlık hissi baş gösterir. Ardından bu olumsuz duygulardan ve kilo alma kaygısından kurtulmak amacıyla bireyin telafi edici davranışlara yöneldiği görülür.
Telafi edici davranışlar şu biçimlerde kendini gösterebilir: kendi kendine kusma (purging), laksatif veya diüretik ilaçların aşırı kullanımı, aşırı egzersiz ya da uzun süreli oruç tutma. Bunların yanı sıra yemekten sonra uzun süre kaybolmak, banyoda veya tuvalette geçirilen sürenin artması, diş macununa ya da nefes açıcılara sık başvurma gibi durumlar çevrenin dikkatini çekebilir.
Bulimia nervozanın psikolojik ayak izi, davranışsal belirtiler kadar ağır ve sarsıcıdır. Kişinin beden imajıyla kurduğu ilişki, gerçeklikten kopuk bir biçim alır; ayna karşısındaki algı ile gerçek görünüm arasındaki derin uçurum süreklilik kazanır. Kilo ve beden şekline ilişkin saplantılı düşünceler, günlük yaşamı giderek daha fazla ele geçirir. Yemek, artık sıradan bir ihtiyacın ötesine geçerek duygusal anlam yüklü bir nesneye dönüşür: stres anında teselli, boşluk hissinde dolgu maddesi ya da cezalandırma aracı olarak kullanılır.
Depresyon, anksiyete ve düşük özsaygı bu tabloyla sıklıkla iç içe geçer. Bireylerin önemli bir kısmı, kendilerinden duyduğu derin utanç nedeniyle sosyal ilişkilerini kısıtlar; yalnızlaşır ve duygu yoğunluklarını yönetmekte ciddi güçlük çeker. Yeme bozukluğunun bir baş etme stratejisi olarak işlev gördüğü bu dinamik, hastalığı salt beslenme sorununa indirgeyen yaklaşımların neden yetersiz kaldığını açıklar.
Bulimia nervoza, tek bir nedene bağlanamayacak kadar çok katmanlı bir tablodur. Hastalığın ortaya çıkması, biyolojik yatkınlık, psikolojik örüntüler ve çevresel baskıların birbirini tetiklemesiyle gerçekleşir.
Aile çalışmaları, bulimia nervozada genetik yatkınlığın belirleyici bir rol oynadığını ortaya koymuştur. Birinci derece akrabasında yeme bozukluğu olan bireylerin hastalığa yakalanma riski belirgin biçimde daha yüksektir. Nörobiyolojik açıdan değerlendirildiğinde, beynin ödül ve dürtü kontrol mekanizmalarında görev alan serotonin ve dopamin sistemlerinin işleyişindeki bozuklukların kritik bir rol üstlendiği görülmektedir. Serotonin sistemi tokluk ve doyum hissini düzenlerken, dopaminerjik yollar tatmin arayışını yönetir. Her iki sistemdeki dengesizlik, binge-purge döngüsüne zemin hazırlar.
Mükemmeliyetçilik, yüksek başarı odaklılık ve düşük özsaygının bir arada görüldüğü kişilik profilleri, bulimia nervoza gelişimi açısından özellikle dikkat çekicidir. Kişi dışarıya güçlü ve başarılı bir görüntü sergilerken içeride yetersizlik hissiyle boğuşabilir. Çocukluk ya da ergenlik döneminde yaşanan travmalar, ihmal, istismar veya ebeveynlik tarzına ilişkin sorunlar, duygu düzenlemede güçlüğe ve yemeğin bir baş etme aracına dönüşmesine zemin hazırlayabilir.
Öte yandan borderline kişilik bozukluğu, depresyon, anksiyete bozuklukları ve madde kullanım sorunları, bulimia nervozayla sık görülen eş tanılardır. Bu tablolardan birinin varlığı, yeme bozukluğu riskini önemli ölçüde artırır.
İnceliklerin ve belirli beden tiplerinin “ideal” olarak sunulduğu bir kültürel iklimde büyümek, beden algısı üzerinde derin izler bırakır. Sosyal medyanın filtrelenmiş beden görüntüleriyle dolu içerik akışı, özellikle ergenlik çağındaki bireylerde beden memnuniyetsizliğini körükler. Diyet kültürünün yüceltilmesi, belirli besin gruplarının “yasak” ya da “günah” olarak etiketlenmesi ve kiloyu ahlaki bir meseleye dönüştüren söylemler, yeme davranışı üzerindeki patolojik baskıyı artırır.
Cinsiyet de önemli bir değişkendir: Bulimia nervoza kadınlarda erkeklere oranla yaklaşık sekiz-on kat daha sık görülmektedir. Ancak erkeklerde tablonun yeterince tanınmaması ve utanç nedeniyle daha az yardım aranması, bu sayıların gerçeği tam yansıtmadığına işaret etmektedir. Sporcularda, dans ve güzellik sektörü çalışanlarında ve beden görünümüne bağlı yoğun sosyal baskıyla karşılaşan gruplarda prevalans belirgin biçimde yüksektir.
Bulimia nervoza, görünürde yalnızca yeme davranışını etkiliyor izlenimi verse de vücut üzerinde yarattığı hasarın boyutu son derece geniştir. Uzun süreli ve tedavisiz seyreden vakalarda ciddi fiziksel komplikasyonlar gelişebilir.
Sık kusma ya da laksatif/diüretik kullanımı, vücuttaki potasyum, sodyum ve klorür dengesini ciddi biçimde bozar. Elektrolit dengesizlikleri; kalp ritim bozukluklarına (aritmi), kas güçsüzlüğüne, yorgunluk ve baş dönmesine yol açabilir. Ağır vakalarda bu dengesizlik, yaşamı tehdit eden kardiyak komplikasyonlara dönüşebilir. Dünya genelinde yeme bozukluklarına bağlı ölümlerin önemli bir kısmı, tedavi edilmemiş elektrolit bozukluklarından kaynaklanmaktadır.
Mide asidinin tekrarlayan biçimde ağız yoluyla geçişi, diş minesi erozyonuna ve diş hassasiyetine neden olur; bu durum klinisyenlere önemli bir tanısal ipucu sunar. Tükürük bezlerinin şişmesi (parotis hipertrofisi) ve yanaklarda yuvarlaklık, telafi edici kusma alışkanlığının dışarıdan fark edilebilen belirtileri arasındadır. Yutakta kronik iltihap, özofagus hasarı ve Barrett özofagusu gibi uzun vadeli komplikasyonlar da bilinen riskler arasında yer almaktadır.
Sindirim sisteminde gastrik boşalma gecikmesi, irritabl bağırsak sendromu tablosuna benzer belirtiler ve kronik kabızlık; özellikle laksatif bağımlılığı gelişen bireylerde sıkça karşılaşılan durumlar arasındadır. Derinin kalitesini düşüren beslenme yetersizlikleri ve dolaşım bozuklukları da hastaların ortak şikayetleri arasında yer alır.
Düzensiz ve yetersiz beslenme örüntüleri, hipotalamo-hipofizer-gonadal aks üzerinde olumsuz etkiler yaratır. Kadınlarda adet düzensizlikleri ya da amenore; erkeklerde testosteron düşüklüğü görülebilir. Kemik yoğunluğu kaybı ve uzun vadede osteoporoz riski de bu tabloya eşlik eden önemli sağlık sorunları arasındadır.
Bulimia nervoza tanısı, DSM-5 kriterlerine göre; en az üç ay boyunca haftada bir veya daha fazla gerçekleşen binge yeme epizotları ve ardından gelen telafi edici davranışların varlığı, kilo ve beden şeklinin özsaygı üzerinde orantısız biçimde belirleyici olması koşullarına dayanır. Tanının yalnızca yeme bozuklukları alanında uzmanlaşmış klinisyenler tarafından konulması gerekmektedir.
Değerlendirme sürecinde psikiyatrik görüşme ile birlikte kapsamlı bir tıbbi muayene ve laboratuvar testleri de planlanır. Elektrolit paneli, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri, tiroid hormon düzeyleri ve tam kan sayımı gibi tetkikler, fiziksel komplikasyonların belirlenmesinde kritik öneme sahiptir. Diş muayenesi ve kardiyoloji konsültasyonu, belirli risk gruplarında değerlendirme sürecinin ayrılmaz birer parçasıdır.
Tanı sürecinin önündeki en büyük engel, bireyin başvuru yapmamasıdır. Utanç, inkar ve tedavi karşısında duyulan ambivalans, yardım arama sürecini yıllar boyunca geciktirebilir. Bir psikiyatrist ya da klinisyenin, görüşme ortamında yargılamayan, empatik ve nesnel bir tutum sergilemesi; bireyin kendini güvende hissederek semptomlarını paylaşabilmesini doğrudan etkiler.
Bulimia nervoza tedavisinde kanıta dayalı yaklaşımlar, psikoterapi, ilaç tedavisi ve beslenme desteğini bir araya getiren bütünleşik modeller üzerine inşa edilmiştir. Tedavinin başarısı büyük ölçüde kişiye özel bir planlamanın yapılmasına, çok disiplinli ekip iş birliğine ve bireyin tedavi sürecine aktif katılımına bağlıdır.
Bulimia nervoza tedavisinde en güçlü kanıt tabanına sahip psikoterapi yöntemi, bilişsel davranışçı terapidir (BDT). BDT; kişinin yeme davranışını ve beden imgesiyle ilgili işlevsel olmayan düşünce örüntülerini tespit etmesine, sorgulamasına ve daha sağlıklı bilişsel ve davranışsal alternatifler geliştirmesine odaklanır. Binge-purge döngüsünü sürdüren tetikleyicilerin belirlenmesi, duygu düzenlemesi becerileri ve olumsuz duygularla başa çıkma stratejilerinin güçlendirilmesi, BDT seanslarının temel gündemini oluşturur.
Uluslararası araştırma verileri, bulimia nervozada BDT’nin binge yeme epizotlarını ve purging davranışlarını belirgin biçimde azalttığını tutarlı biçimde ortaya koymaktadır. Terapi süreci tipik olarak 16 ile 20 seans arasında planlanır; bireysel seansların yanı sıra grup formatında da etkin biçimde uygulanabilir.
Özellikle duygu yoğunluğu yüksek, dürtüselliği belirgin ve kişilerarası ilişkilerde ciddi güçlükler yaşayan bireylerde diyalektik davranış terapisi (DDT) tercih edilen bir yaklaşım olarak öne çıkar. Başlangıçta borderline kişilik bozukluğu için geliştirilen DDT, yeme bozukluklarında da etkili bir müdahale aracına dönüşmüştür. Farkındalık becerileri, sıkıntı toleransı, duygusal düzenleme ve kişilerarası etkinlik, bu yaklaşımın dört temel bileşenini oluşturur.
Farmakolojik tedavi, psikoterapinin yerini tutmaz; ancak onunla birlikte kullanıldığında tedavi etkinliğini anlamlı ölçüde artırabilir. Bulimia nervozada en iyi belgelenmiş ilaç etkinliğine sahip ajan, fluoksetindir. Fluoksetin; yüksek dozda (60 mg/gün), psikiyatri uzmanı gözetiminde ve psikoterapi ile kombinasyon halinde uygulandığında binge-purge epizotlarının sıklığını azaltmada etkili bulunmaktadır. Eşlik eden depresyon ya da anksiyete bozukluklarının tedavisinde ise bireyselleştirilmiş farmakolojik planlama büyük önem taşır.
Psikiyatri ve psikoloji ekibiyle uyum içinde çalışan bir diyetisyen, tedavinin vazgeçilmez bir ortağıdır. Beslenme danışmanlığının hedefi, “doğru” veya “yanlış” yiyecekler üzerinden ahlaki yargılar kurmak değil; yemekle kurulan işlevsel ilişkiyi yeniden inşa etmek, düzenli öğün alışkanlıklarını pekiştirmek ve kişinin kendi açlık-tokluk sinyallerine güvenmeyi yeniden öğrenmesine destek olmaktır.
Bulimia nervozanın büyük bölümü ayaktan tedaviyle başarıyla yönetilebilir. Ancak belirli durumlarda yatarak tedavi zorunlu hale gelir: ciddi tıbbi komplikasyonlar (belirgin elektrolit dengesizliği, kardiyak aritmiler), eş tanılı ağır depresyon ya da intihar riski, ayaktan tedaviden yeterince yararlanılamaması ve aşırı egzersiz ile purging davranışlarının kontrol altına alınmasının güçlüğü bu durumların başında sayılabilir. Yatarak tedavi süreci, kişinin kendi ruh sağlığı ekibiyle sürdürdüğü çalışmanın bir parçası olarak planlanır; hastane koşulları bireyi cezalandırmak değil, güvende tutmak ve stabilize etmek amacıyla yapılandırılır.
Sevilen birinin bulimia nervoza ile mücadele ettiğini öğrenmek, aile üyeleri ve yakınlar için de son derece zorlu bir süreçtir. “Bir şeyler yap” ile “bırak kendi halinde” arasındaki ince sınır, nasıl davranılacağını bulmayı güçleştirir. Sahici bir destek; yargılamaksızın dinlemekten, beden ve görünüm üzerine yapılan yorumları kontrol etmekten ve kişiyi mahçup ettirmeden profesyonel yardıma yönlendirmekten geçer.
Aile odaklı terapi (AFT), özellikle genç hastalar söz konusu olduğunda etkinliği kanıtlanmış bir model olarak öne çıkar. Aile üyelerini tedavi sürecine dahil eden bu yaklaşım, hem bireye sağlanan desteğin kalitesini artırır hem de ev ortamının iyileşmeyi destekleyecek biçimde yeniden yapılandırılmasına katkı sunar. Ebeveynler veya eşler, kendi destekçi rollerini sağlıklı bir şekilde üstlenebilmek için çoğu zaman profesyonel rehberliğe ihtiyaç duyar; bu gereksinimi karşılamak, tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Bulimia nervoza her yaş grubunda görülebilmekle birlikte geç ergenlik ve genç yetişkinlik döneminde, özellikle 15-25 yaş aralığında belirgin bir yoğunlaşma izlenir. Kimlik gelişiminin en kritik evresinde yaşanan beden değişimleri, sosyal karşılaştırmanın doruk noktasına ulaştığı dönemler ve sosyal medyanın yarattığı sürekli karşılaştırma baskısı; bu yaş grubunu hem yeme bozukluklarına karşı savunmasız kılar hem de hastalığın daha uzun süre gizli kalmasına zemin hazırlar.
Ergenlerde tablonun fark edilmesi için çevrelerindeki yetişkinlerin, ebeveynlerin ve öğretmenlerin bilinçli bir gözlem yetkinliği geliştirmesi gerekir. Aniden değişen yeme alışkanlıkları, yemek sonrası tuvalet ziyaretlerindeki artış, bedeni gizlemeye yönelik giysiler, anlaşılmaz duygu durumu dalgalanmaları ve okul başarısındaki ani düşüşler, bu bağlamda dikkatle değerlendirilmesi gereken uyarı işaretleri arasında yer alır.
Bulimia nervozadan iyileşmek, doğrusal bir süreç değildir. Nüksler, tedavinin başarısızlığa uğradığının değil; bağımlılık spektrumundaki pek çok durumda olduğu gibi sürecin doğal bir parçasının değerlendirmeye alınması ve planın yeniden uyarlanması gerektiğinin habercisidir. Uzun vadeli araştırmalar, uygun tedavi alan bireylerin önemli bir kısmında tam remisyonun mümkün olduğunu ortaya koymaktadır.
İyileşme yolculuğunda erken dönem değerlendirmesinin kritik önemi yadsınamaz. Hastalığın başlangıcından profesyonel yardım aranmasına kadar geçen sürenin uzaması, hem fiziksel komplikasyonların derinleşmesiyle hem de binge-purge döngüsünün daha yerleşik ve değişime dirençli bir hal almasıyla yakından ilişkilidir. Bir kişinin ya da sevilen birinin “bir şeyler yanlış gibi” hissettiği ilk andan itibaren uzman desteği araması, iyileşme olasılığı açısından belirleyici bir fark yaratır.
Bulimia nervoza; utanç ve gizlilik içinde yaşanan, ancak tedavi edilebilir bir klinik tablodur. Döngünün kendiliğinden bozulması son derece nadirdir; çünkü binge-purge örüntüsü zamanla hem nörobiyal hem de psikolojik olarak pekişir. Kişinin tek başına “güçlü olmaya çalışması” ya da “kendini toparlaması” beklentisi, yardım arama sürecini geciktirir ve tablonun ağırlaşmasına zemin hazırlar.
Psikiyatri, klinik psikoloji, beslenme ve dahiliye uzmanlarından oluşan çok disiplinli bir ekiple yürütülen bütüncül tedavi; hem bedensel hem de ruhsal iyileşmeyi bir arada hedefler. Yardım aramak, zayıflığın değil; farkındalığın ve cesaretli bir adımın göstergesidir.
Moodist Psikiyatri Hastanesi bünyesindeki Yeme Bozuklukları Tedavi Merkezi ve Özelleşmiş Yeme Bozuklukları Ekibi; psikiyatri uzmanları, klinik psikologlar, diyetisyenler ve dahiliye hekimlerinden oluşan disiplinlerarası bir yapıyla hizmet vermektedir. Her hasta için bağımsız bir değerlendirme süreci planlanır; bu süreçte yalnızca hastalığın ciddiyeti değil, bireyin yaşam öyküsü, tetikleyicileri, eş tanıları, güçlü yönleri ve tedavi hedefleri de kapsamlı biçimde değerlendirilir.
Moodist’te tedavi süreci; bireysel psikoterapi seanslarını (BDT, DDT veya bireye uygun diğer kanıta dayalı yöntemler), gerektiğinde ilaç tedavisini, beslenme danışmanlığını ve grup terapi seçeneklerini bir arada sunar. Tablonun klinik ağırlığına ve kişinin koşullarına göre ayaktan ya da yatarak tedavi modeli tercih edilebilir. Yatarak tedavi süreçleri, hasta mahremiyetine ve konforuna azami özen gösterilen, terapötik bir ortamda yürütülür.
Moodist, bilimsel temelli ve kişiye saygılı bir yaklaşımı esas alır. Her bireyin iyileşme yolculuğunun kendine özgü olduğuna inanan ekibimiz; yargılamayan, destekleyici ve dürüst bir terapötik ilişkiyi her şeyin önünde tutar. Randevu almak, bir soruyu sormak ya da yalnızca bilgi edinmek için iletişime geçmek yeterlidir. Moodist’te ilk adımı atmak için doğru zaman her zaman şimdiki zamandır.
Bu içerik faydalı oldu mu?Görüşünüz içeriklerimizi geliştirmemize yardımcı olur.
Geri bildiriminiz için teşekkürler!
Konuyla ilgili uzman desteği almak ister misiniz?
Görüşlerinizi bizimle paylaşın
Hangi konuda daha fazla bilgi almak isterdiniz? Geri bildiriminiz içeriğimizi geliştirmemize katkı sağlar.
Teşekkürler, WhatsApp açılıyor!
Mesajınız hazırlandı. Göndermek için WhatsApp'tan onaylayın.
Bu içerik Özel Moodist Psikiyatri Hastanesi'nin psikiyatri, nöroloji, klinik psikoloji ve bağımlılık tedavisi alanlarında uzmanlaşmış klinisyenlerinden oluşan ekibi tarafından hazırlanmıştır. Tüm içerikler güncel bilimsel literatür temel alınarak oluşturulmakta ve düzenli olarak güncellenmektedir.
Şu an çevrimiçi · Bugün randevu alınabilir
Bugün nasıl
hissediyorsunuz?
Uzman ekibimiz size en kısa sürede yardımcı olmaya hazır.
7/24 Acil
Psikiyatri
Kriz anında yanınızdayız. Bizi hemen arayın.
35+ uzman,
tek çatı altında
Psikiyatri, nöroloji, psikoloji ve bağımlılık tedavisi.
Aynı gün
görüşme imkânı
Online veya telefonla kolayca randevu oluşturun.
T.C. Sağlık Bakanlığı Ruhsatlı · AMATEM Yetkili · Anlaşmalı Kurumlar Kabul Edilir