Özel Moodist Hastanesi

MOODIST’e geldiğiniz zaman neler göreceksiniz, detayları öğrenin. 

Prof. Dr. Ögel: Kokain kullanımı bir salgın gibi yayıldı

  • Home
  • Prof. Dr. Ögel: Kokain kullanımı bir salgın gibi yayıldı
Prof. Dr. Ögel: Kokain kullanımı bir salgın gibi yayıldı

Kaynak: Diken

İçişleri Bakanlığı’nın son Türkiye Uyuşturucu Raporu’na göre el kokan kokain 2024’de bir önceki yıla göre yüzde 23,2 arttı. 3 bin 82 kilograma ulaşarak rekor kırdı. Bağımlılık tedavileriyle uğraşan uzmanlar, kokain kullanımı ve bağımlılığının da dikkat çekici düzeyde arttığını söylüyor.

Kokain trafiği ülkedeki büyük limanlar üzerinden yasadışı yollarla yürütülürken maddeye ulaşmak da kolaylaştı.

Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Tıbbi Direktörü Prof. Dr. Kültegin Ögel kokain kullanımının son dört, beş yıldır bir ‘salgın’ gibi yayıldığını söyledi.

‘Operasyonlar normalleştiriyor’

Daha önceleri çok yüksek gelir grubunun ve sınırlı çevrelerin kullandığı kokain bugün çok daha kolay elde edilebiliyor. Öğel şöyle diyor: 

“Her torbacıda bulunmazdı. Şimdi kokainsiz torbacı neredeyse yok. Fiyatı çok düşmüyor ama ne yapıp edip alıyorlar. Bir ‘tercih’ maddesine döndü. Seküler ya da muhafazakar hiç fark etmiyor.

Peki ‘ünlü’lere yönelik uyuşturucu operasyonları caydırıcı mı? Ögel caydırıcı olmadığını düşünüyor: “Aksine toplumda ‘normalleştirici’ bir etki yaratıyor.”

Ögele göre sık sık ünlü isimler üzerinden yapılan operasyon ve yayınlanan haberler ‘herkes kullanıyor’ algısını güçlendiriyor: “Talep varken arz bitmez. Bu tür gösterişli operasyonlar mücadeleye katkı sunmuyor.”

‘Bağımlılık yapmaz’ efsanesi

Kokainin bu kadar hızlı yayılmasının en önemli nedenlerinden biri, eğlence hayatının bir parçası haline gelmesi. Alkolle birlikte kullanımı yaygın. Daha çok eğlenmek, yüksek miktarda alkol içebilmek, geceyi uzatabilmek, cinsellik kokain kullanıcılarının başlıca motivasyonu.

Bir diğer kullanıcı grubu yoğun çalışanlar. Yüksek tempoda, uzun saatler çalışanlar bazen kokainden ‘performans artıcı’ olarak medet umuyor.

Ögel şöyle söylüyor: “Kokain pahalı. Bir süre sonra bu kez, hem daha fazla madde kullanmak hem de bunu karşılamak için daha çok çalışmak gerekiyor. Kısır döngü haline geliyor.”

“Kokain bağımlılık yapmaz” inancı toplumda yaygın bir kanı. Bilhassa  ‘ara sıra’ kullananlar bağımlı olmadıklarını düşünüyor. Aksine kokain, bağımlılık mekanizmasını anlamak için yıllardır temel madde olarak kullanılıyor.

Ögel bağımlılığın nörobiyolojisini kokain sayesinde öğrendiklerini söylüyor: 

“Dopamin sistemini en sert etkileyen maddelerden biri. Beyindeki dopamin depolarını hızla boşaltıyor. Aslında çok şiddetli bağımlılık yapan bir madde.

Bazı kullanıcılar bağımlı olduklarının farkında değil. ‘Her gün değil, haftada ya da 10 günde bir alıyorum’ diyor. Zaten her gün kullanmak çok ciddi bir bağımlılık işareti.

Etkisi 30–45 dakika sürüyor. Kullanan ancak dört, beş günde kendine gelebiliyor. Toparlama da 7-10 günü buluyor. Ondan sonra tekrar alma ihtiyacı olur.

Derken bütün gün içilmeye başlanıyor. Bu böyle bir döngü.”

‘Dopamin depolarını boşaltıp çöktürüyor’

Ögel kokainin ertesi gün kişiyi enerjik yaptığına dair yaygın inanışın da gerçeği yansıtmadığı belirtiyor: “Tam tersine. Dopamin depoları tamamen boşaldığı için, kişi ertesi günü çöker. Ardından gelen mutsuzluk, isteksizlik, hareketsizlik ve çöküş hali günlerce devam edebiliyor.

Bu çöküşü bastırmak için bazı kullanıcılar sabah saatlerinde yeniden madde alıyor. Bu da gün boyu süren kullanıma kapı aralıyor.

Dopamin aynı zamanında kas sistemimizi çalıştıran nörotransmitter (sinir sistemindeki kimyasal haberci). Depoları boşalınca şiddetli kas spazmları olur.

Ciddi yaralanmalara yol açabilir diye kokainden sonra spor yapılmasını bile önermiyoruz.”

Kokainin doğrudan cinsel isteği değil, haz alma kapasitesini artırıyor. Ancak uzun vadede durum tersine dönüyor. 

Ögel şöyle devam ediyor: “Düzenli kullanıcılar, bıraktıktan sonra yaklaşık iki yıl cinsellikten keyif alamayabiliyor. İlerleyen aşamalarda agresyon artışı, riskli ve şiddet içeren cinsel davranışlar daha sık görülüyor.”

Ölüme yol açabilir

Bilimsel veriler, kokainin sadece bağımlılık yaratmadığını aynı zamanda kalp, damar, beyin ve sinir sistemi üzerinde ciddi ve yaşamı tehdit eden etkiler bıraktığını gösteriyor. Özellikle alkol ve başka psikoaktif maddelerle birlikte kullanımı riski katlıyor.

Radyolojik incelemeler, kokainin beyin dokusunda ödem ve atrofi gibi yapısal değişikliklerle ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.

Yaş ilerledikçe risk büyüyor. Bu zararlı etkiler için aşırı doz alınması da gerekmiyor. Ögel dozun biraz üstünün bile, kalp hastalığı bulunanlarda ölüme yol açma riskinin yüksek olduğunu söylüyor.

‘Şiddetli kullanım isteği’

Kokain bağımlılığının tedavisi var. Ögel bağımlıların büyük kısmının tedaviye, haftalık kullanıma geçtikten sonra başvurduğunu anlatıyor: 

“Aylık kullanım da bağımlılık. Ancak aylık kullanım hala önemsenmiyor.

En büyük şansımız ilaçlar. İlaçlarla düzelme olasılığı yüksek. Özellikle şiddetli kullanım isteğini azaltmada etkililer.

Tedavi için başvuru nedenleri farklı. Kimi parasız kaldığı, çok borçlandığı için geliyor. Kimi bağımlılığını fark ettiği için. Gelişen sağlık sorunları (özellikle burun ve kalp) de tedavi arayışına yol açıyor.

Tedavi sırasında ortamı değiştirmek şart. Kokain içen, içeni buluyor. Birbirlerinden edinebiliyorlar. Yeni çevre edinmek, kokaini alma ihtimali bulunan ortamlara girmemek gerekiyor.”

Kokain ‘şiddetli kullanım isteği’ en güçlü maddelerden biri. İstek bir anda geliyor. Beyin acil bir ihtiyaçmış gibi kokaini istiyor. Kullanıcı keyif almak için değil, dayanılmaz bir zorunluluk hissiyle istiyor.

Buna sebep kokainin dopamin sistemini çok hızlı ve çok güçlü uyarması. Etkisi kısa sürdüğü için peşinden keskin bir düşüş yaşanıyor. 

Ögel “Kokain, en güçlü tetikleyicilere sahip maddelerden biri olarak tanımlanıyor. Beyaz tabak, pipet, hatta belirli mekânlar bile kullanıcıda yoğun istek yaratabiliyor”diyor.

Ögel’e göre tedavide 12 ayın kritik eşik. Beyin ancak o zaman kendini toparlamaya başlıyor.

Öte yandan kokainin gebelikte kullanımı, fetüste beyinsel gelişim bozuklukları, anormallikler ve nörolojik hasarlara yol açabiliyor. Emzirme döneminde madde süte geçerek bebeğe zarar verebiliyor.

Paylaş