“Deliriyor Muyum?” Endişesiyle Baş Etmek ve Destek Almak
- Home
- “Deliriyor Muyum?” Endişesiyle Baş Etmek ve Destek Almak
MOODIST’e geldiğiniz zaman neler göreceksiniz, detayları öğrenin.

Zaman zaman “Deliriyor muyum?” diye kendi kendinize sorduğunuz oluyor mu? Yoğun stres altındayken ya da beklenmedik zihinsel deneyimler yaşadığınızda, pek çok kişi akıl sağlığından şüphe etmeye başlayabilir. Akli dengenizin yerinde olup olmadığını sorgulamak aslında sandığınızdan daha yaygın bir durumdur ve bu endişeyle tek başınıza mücadele etmiyorsunuz. Bu yazıda, akıl sağlığının ne anlama geldiğini, “delirmek” kavramının neyi ifade ettiğini ve zihinsel dengenizin bozulup bozulmadığını gösteren işaretlerin neler olabileceğini ele alacağız.
Ayrıca “delirme” korkusunun olası nedenlerini (örneğin yoğun kaygı bozuklukları) açıklarken, ne zaman profesyonel yardım almanız gerekebileceğine dair ipuçları sunacağız.
Unutmayın, zihinsel sağlığınız konusunda endişeleriniz varsa bunu ciddiye almak ve doğru adımları atmak önemlidir. Öyleyse aklımızı meşgul eden bu önemli soruyu daha yakından inceleyelim.
Akıl sağlığı (ruh sağlığı olarak da anılır), bireyin duygusal, bilişsel ve sosyal açıdan tam bir iyilik hali içinde olması demektir. Akli dengesi yerinde olan bir kişi duygularını dengeli biçimde yaşar; olumlu ve olumsuz duygular arasında uyum sağlayabilir ve stresle başa çıkma becerilerine sahiptir. Zihinsel olarak sağlıklı bireyler, gerçeklik algıları sağlam olan, çevrelerinde olup bitenleri objektif bir şekilde değerlendirebilen ve gerçeklere uygun şekilde düşünüp davranma yeteneği gösteren kişilerdir. Aynı zamanda sağlıklı bir akıl, empati yapabilmeyi ve diğer insanlarla anlayış ve saygı çerçevesinde iletişim kurabilmeyi içerir. Kişi kendi duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarının farkındadır ve bu ihtiyaçlara uygun şekilde öz bakımını sürdürebilir.
Günlük yaşamda işlevsellik de (örneğin işe veya okula devam edebilmek, sorumlulukları yerine getirebilmek, sosyal ilişkileri sağlıklı biçimde sürdürebilmek) akıl sağlığının önemli göstergelerindendir. Kısacası, aklı dengede olan birey hem iç dünyasında hem de dış dünyayla ilişkisinde istikrarlı, uyumlu ve üretken bir tablo çizer.
Halk arasında “delirmek” tabiri, genellikle kişinin akıl sağlığını ciddi biçimde yitirdiği, olağandışı davranışlar sergilediği veya gerçeklik algısını kaybettiği durumları tanımlamak için kullanılır. Tıbbi literatürde “delilik” şeklinde bir tanı olmamakla birlikte, bu terim çoğunlukla psikoz gibi gerçeklikle bağın kopmasıyla seyreden ciddi zihinsel rahatsızlıkları ima eder. Yani “delirmek”, bir insanın düşünce süreçlerinde, algılarında veya davranışlarında belirgin ve sürekli bir sapma oluşması demektir. Böyle bir durumda kişi çevresini veya kendisini sağlıklı şekilde algılayamaz; gerçek olmayan şeyleri gerçekmiş gibi görebilir, duyabilir ya da gerçek dışı inanışlara sarsılmaz bir biçimde bağlanabilir. Bu tip belirtiler genellikle şizofreni gibi psikotik bozukluklarda, bipolar bozukluğun mani döneminde veya bazı ağır depresyon vakalarında görülebilir.
Elbette “delirmek” gayriresmî bir ifade olduğu için çok geniş bir spektrumu kapsar. Halk dilinde bazen günlük dilde abartılı bir şekilde “delirdim” ifadesi kullanılabilir (örn. yoğun öfke veya şaşkınlık anlarında). Fakat biz burada akıl sağlığının ciddi ölçüde bozulması anlamında “delirmek” kavramını ele alacağız. Özellikle gerçeklik algısının kaybı, ağır düşünce bozuklukları ve toplum normlarından kopma gibi durumlar bu tanıma girer ve genellikle profesyonel müdahale gerektirir.
Psikotik belirtiler, bir kişinin gerçeklikten kopmaya başladığını gösteren ciddi uyarı işaretleridir. Bu belirtiler ortaya çıktığında kişi “akıl dengesi yerinde olmama” haline girmiş olabilir. Başlıca psikotik belirtileri şöyle özetleyebiliriz:
Yukarıdaki psikotik belirtiler, ciddi bir ruhsal sorunun habercisi olabilir. Özellikle halüsinasyon ve sanrı gibi belirtiler, gerçeklikten kopuşun net göstergeleridir ve kesinlikle bir uzman değerlendirmesi gerektirir. Burada önemli olan, bu tip belirtilerin sürekliliği ve kişinin yaşamını ne derece etkilediğidir. Kısa süreli, stres altında ortaya çıkan bazı algı farklılıkları (örneğin tam uykuya dalarken isim seslendiğini sanmak gibi) herkeste olabileceği için hemen panik yapmamak gerekir. Ancak bu tür deneyimler sıklaşmaya veya kalıcı hale gelmeye başlarsa bir ruh sağlığı uzmanına görünmek önemlidir.
Birçok insanın zihninde “Ya delirirsem?” korkusu zaman zaman belirebilir. Özellikle kaygı bozukluğu yaşayan kişilerde bu endişe oldukça yaygındır. Aslında “delirme” korkusu yaşayan bireylerin büyük çoğunluğu, ciddi bir psikotik bozukluk içinde değildir; bu korku genellikle anksiyete (kaygı) kaynaklı bir belirtidir. Yani kişi gerçekten aklını yitirmek üzere değil, yoğun bir endişe yaşıyor olabilir.
Kaygı bozuklukları, panik ataklar ve obsesif kompülsif bozukluk (OKB) gibi rahatsızlıklar, kişide kontrolü kaybetme veya “aklını oynatma” hissine yol açabilir. Örneğin panik atak sırasında ortaya çıkan çarpıntı, nefes darlığı, baş dönmesi, terleme, uyuşma ve derealizasyon (çevrenin gerçek dışı gelmesi) gibi fiziksel ve zihinsel belirtiler o kadar yoğundur ki kişi o an “Galiba çıldırıyorum” diye düşünebilir. Oysa panik atağın temelinde, vücudun strese verdiği aşırı “savaş ya da kaç” tepkisi vardır ve bu durum genellikle birkaç dakika içinde zirve yapıp sonra yatışır. Yani yaşananlar bir psikoz belirtisi değil, yoğun bir kaygı nöbetidir ve geçicidir.
Benzer şekilde, OKB’de ortaya çıkan istemsiz rahatsız edici düşünceler (intrüzif düşünceler) kişiye kendi zihninin kontrolünü kaybediyormuş hissi verebilir. Örneğin aklına istem dışı şekilde şiddet içerikli veya uygunsuz bir düşünce gelen kişi, bundan dolayı dehşete kapılıp “Ya kendime engel olamayıp bunu yaparsam?” diye korkabilir. Bu tür düşünceler aslında OKB’nin bir parçasıdır; kişi genellikle bu düşünceleri gerçeğe dönüştürmez ve başkaları için bir tehlike oluşturmaz. Ancak yine de birey, kendi zihninden korkmaya başlayarak “delirme” endişesine kapılabilir.
Ayrıca sağlık kaygısı (hipokondri) yaşayan bazı bireyler de zihinsel durumları hakkında aşırı endişe duyabilirler. Örneğin, ufak bir unutkanlık veya dalgınlık yaşadığında hemen “Acaba bunama başlangıcı mı? Akıl sağlığımı mı kaybediyorum?” diye paniğe kapılan kişiler vardır. Bu da anksiyetenin bir başka yüzüdür; kişinin bedensel ya da zihinsel sağlığıyla ilgili ciddi bir hastalığı olmadığı halde, en kötü senaryoyu düşünüp aşırı kaygılanmasıdır.
Burada kritik nokta şudur: Gerçek anlamda psikoz yaşayan birçok kişi, kendi durumunun anormalliğinin farkında olmayabilir. Yani, eğer siz kendi kendinize “Ben akıl sağlığımı yitiriyor muyum?” diye sorabiliyor ve bundan endişe duyuyorsanız, bu durum genellikle içgörünüzün yerinde olduğunu gösterir. Psikoz içindeki birey, halüsinasyon veya sanrılarının gerçek olmadığına dair farkındılığını (içgörüsünü) büyük ölçüde kaybetmiştir; dolayısıyla kendi “delilik” halini sorgulamaz, yaşadıklarını tamamen gerçek sanır. Sizin kendinizi sorgulamanız, aslında gerçeklikle bağınızın tamamen kopmadığına işarettir.
Elbette bu, yaşadığınız sıkıntıların göz ardı edilebileceği anlamına gelmez. Tam tersine, böyle bir endişe duyuyorsanız bu duyguyu ciddiye almak ve altta yatan nedeni anlamaya çalışmak gerekir. Çoğu zaman bu tür bir “delirme korkusu”, tedavi edilebilen bir anksiyete bozukluğunun belirtisi olabilir. Dolayısıyla, bir ruh sağlığı uzmanıyla görüşerek hem bu korkunuzun nedenlerini keşfedebilir hem de uygun bir tedavi planıyla kaygı düzeyinizi yönetmeyi öğrenebilirsiniz.
Zihinsel durumunuzla ilgili endişeleriniz varsa, önce kendinizi gözlemleyerek bazı önemli sorulara yanıt vermeniz faydalı olabilir. Kendi kendinize yapacağınız bu küçük değerlendirme, yaşadığınız değişimleri fark etmenize ve gerektiğinde yardım aramanıza yardımcı olacaktır. Aşağıdaki soruları sakin bir anınızda kendinize sorarak başlayabilirsiniz:
Bu sorulardan bir veya birkaçına “evet” yanıtı vermiş olmanız, tek başına akıl sağlığınızın yerinde olmadığı anlamına gelmez. Öncelikle bu sorulara dürüstçe yanıt vermek, kendi durumunuzun farkındalığını artırmak için önemli bir adımdır. Zaman zaman hepimiz üzgün veya kaygılı hissedebiliriz; bazı günler sosyal olmak istemeyebilir veya yoğun stres nedeniyle normalden farklı davranabiliriz. Burada kilit nokta, bu tür belirtilerin sürekliliği ve hayatınızı ne ölçüde etkilediğidir.
Örneğin, kötü geçen bir günün ardından moralsiz olmak anlaşılır bir durumdur; ancak haftalarca aralıksız bir şekilde derin bir mutsuzluk yaşıyorsanız ve bu durum günlük işlerinizi yapmanızı, işe gitmenizi veya sevdiklerinizle normal ilişki kurmanızı engelliyorsa, o zaman dikkat edilmesi gereken bir durum olabilir. Benzer şekilde, bir sınav veya proje dönemi gibi kısa süreli yoğun streslerde uyku düzeninizin bozulması normaldir; fakat stres faktörü ortadan kalktıktan sonra da uyku veya iştah problemleriniz devam ediyorsa bunu ciddiye almalısınız. Kısacası eğer sahip olduğunuz belirtiler süreklilik kazanmışsa ve hayat kalitenizi düşürüyor veya iş/okul, aile, sosyal hayat gibi önemli alanlarda aksamalara yol açıyorsa, artık bir uzmana danışma zamanınız gelmiş olabilir.
Zihinsel dengemizin bozulup bozulmadığını anlamaya çalışırken bazen dışarıdan, tarafsız ve uzman bir gözün değerlendirmesine ihtiyaç duyabiliriz. Peki hangi noktada profesyonel yardım almak gerekir? Aşağıdaki durumlar, bir ruh sağlığı uzmanına (psikolog veya psikiyatrist) başvurmanız için önemli işaretlerdir:
Ruhsal sıkıntılar, bir uzmana görünmeyi gerektirecek seviyeye gelmişse ertelemeden harekete geçmek gerekir. Unutmayın, ruh sağlığı da tıpkı beden sağlığı gibi profesyonel destek gerektirebilir ve bunda utanılacak, çekinilecek bir şey yoktur. Nasıl ki uzun süren bir ağrı için doktora gitmek gerekiyorsa, uzun süredir devam eden psikolojik bir sıkıntı için de bir uzmana danışmak son derece normal ve faydalıdır. Erken dönemde alınan psikolojik destek, sorunun büyümeden kontrol altına alınmasını sağlar. Pek çok ruhsal rahatsızlık (anksiyete, depresyon, bipolar bozukluk, OKB, travma sonrası stres bozukluğu vb.) uygun terapi ve/veya ilaç tedavisiyle iyileştirilebilir ya da yönetilebilir. Önemli olan, yardıma ihtiyaç duyduğunuzu kabul etmek ve doğru adrese başvurmaktır.
Eğer akıl sağlığınızla ilgili endişeler yaşıyorsanız, Moodist Özel Psikiyatri Hastanesi uzmanları bu süreçte yanınızda. Moodist, her bireyin farklı yaşam deneyimleri ve ihtiyaçları olduğunu bilerek, danışanlarına kişiye özel ve bütüncül bir yaklaşım sunar. Hastanemizde tedavi planları her hasta için onun özel durumuna ve gereksinimlerine göre hazırlanır. Uzman psikiyatristler ve psikologlardan oluşan ekibimiz, bilimsel temelli, güncel tedavi yöntemlerini kullanarak güvenli ve etkili bir iyileşme süreci sağlar.
Öncelikle Moodist’te danışanlarımızın sorunlarını kapsamlı bir değerlendirmeden geçiriyoruz. “Deliriyor muyum?” endişesiyle başvuran bir danışanın, detaylı psikiyatrik muayenesi yapıldıktan sonra gerekirse psikolojik testler ve diğer tıbbi tetkiklerle durumu netleştiriliyor. Doğru tanı konulması, etkili bir tedavinin ilk adımıdır. Ardından, tanıya ve kişinin özel koşullarına göre kişiselleştirilmiş bir tedavi planı oluşturulur. Bu planda bireye en uygun terapi yöntemleri (örneğin bilişsel davranışçı terapi, EMDR, grup terapileri), gerekli ise ilaç tedavisi veya diğer destekleyici müdahaleler (örneğin gevşeme teknikleri, aile danışmanlığı vb.) yer alır. Moodist, çocuklardan yetişkinlere herkese uygun çözümler sunabilecek geniş bir hizmet yelpazesine sahiptir.
Herkes için kapsayıcı ve bireysel yaklaşım ilkemiz gereği, tedavi sürecinde hastalarımızı sadece semptomlarıyla ele almıyoruz. Onların hikâyelerine, kişilik özelliklerine, değer ve inançlarına da saygı gösteriyoruz. Bir danışanın “delirme korkusu” yaşamasına yol açan tüm etkenleri (stres faktörleri, geçmiş travmalar, fiziksel sağlık durumları gibi) göz önünde bulundurarak bütüncül bir tedavi sunuyoruz. Bu sayede hem belirtilere yönelik hızlı destek sağlarken hem de sorunun kökenine inerek kalıcı bir iyileşme hedefliyoruz.
Moodist Psikiyatri Hastanesi’nde yalnızca tedavi sunmakla kalmıyor, aynı zamanda şefkatli destek ve sıcak bir ortam yaratmaya özen gösteriyoruz. Ruhsal zorluklar yaşayan bir kişinin kendini güvende ve değerli hissetmesi, iyileşme yolculuğunun vazgeçilmez bir parçasıdır. Bu nedenle ekibimiz, danışanlarımıza empatiyle yaklaşır; onların kaygılarını içtenlikle dinler ve her adımda anlaşılır bilgilendirmeler yapar. Hastanemize adım attığınız andan itibaren kendinizi rahat hissedebileceğiniz, yargılanmadan kabul göreceğiniz bir atmosferle karşılaşırsınız.
Sonuç olarak, zaman zaman akıl sağlığınızdan endişe duyuyor ve kendi kendinize “Acaba deliriyor muyum?” diye soruyorsanız, bununla tek başınıza mücadele etmek zorunda olmadığınızı bilin. Doğru destekle, bu tür korkuların üstesinden gelmek ve yeniden dengeli bir ruh haline kavuşmak mümkündür. Moodist Özel Psikiyatri Hastanesi, kişiye özel tedavi planı, uzman kadrosu ve insancıl yaklaşımıyla, böyle bir endişe yaşadığınızda size yardımcı olmaya hazırdır. Unutmayın: Ruh sağlığı önemlidir ve özen ister. Kendi zihinsel iyilik halinize yapacağınız en büyük iyilik, gerek duyduğunuzda profesyonel yardımdan çekinmemek olacaktır. Eğer aklı dengeniz konusunda kaygılarınız varsa, Moodist’in deneyimli ekibi size bu yolculukta rehberlik edebilir ve hayatınızı yeniden dengeye oturtmanıza destek olabilir.
Kaynaklar:
WhatsApp us